Evde Kıble Ne Tarafta?
Konya’da yaşamaktan gelen bir alışkanlık var. Her sabah güne başlarken bir şekilde o kıblenin yönünü hissediyorum. Bazen içimdeki mühendis sesleniyor: “Hadi bakalım, önce hesapla, sonra inanca yer aç.” Öbür taraftan, içimdeki insan diyor ki: “Kıbleyi hissetmek gerek, yön değil, kalp önemli.” Bu yazıda, evde kıblenin ne tarafta olduğuna dair hem analitik hem de insani bakış açılarıyla bir tartışma açacağım. Çünkü bu basit gibi görünen soru, hem dinî bir anlam taşıyor hem de günlük yaşamla ne kadar iç içe geçiyor, bunu irdeleyeceğiz.
Mühendislik Perspektifi: Kıbleyi Hesaplamak
Konya’da, her caminin minaresinin yönü, evlerin balkonlarından görebildiğimiz kıble yönü, bir mühendis olarak ilgimi çekiyor. Evde kıble ne tarafta sorusunun cevabını vermek için ilk iş, dünya haritasını göz önüne almak. Kıble, Mekke’deki Kâbe’ye doğru olan yönü gösteriyor, bu çok net bir gerçek. Bunun için coğrafya bilgisi devreye giriyor.
İçimdeki mühendis diyor ki: “Bu iş matematiksel bir hesaplama meselesi. Dünya yuvarlak ve belirli bir koordinat sistemi üzerinde dönüyor. O yüzden mekânın koordinatlarına bakarak, benim bulunduğum nokta ile Kâbe arasındaki doğruyu çizmek gerek.” Konya’nın koordinatlarına baktığımda, Kâbe’ye yönelmek için belirli bir açı olduğunu görüyorum. Bu açı, yaklaşık olarak 240 derece ile batıdan biraz güneydoğuya doğru bir yön oluşturuyor.
İçimdeki mühendis sesini daha da yükselterek, şöyle diyor: “Basit! Bir pusula ya da akıllı telefonla kıbleyi bulmam mümkün. Evinize kıble yönünü hesaplamak için bir harita kullanabilirsiniz ya da dijital uygulamalara göz atabilirsiniz. Akıllı telefonlar artık doğru yönü gösteriyor.”
Bununla birlikte, pratikte bu hesaplamayı yapmak çok kolay. Sadece doğru ekipman ve bir harita gerekiyor. Ama bu sadece teknik bir açıklama, biraz daha derinlere inmek gerek.
Duygusal Perspektif: Kıbleyi Hissetmek
Fakat, içimdeki insan tarafı, kıblenin sadece yön ve derece meselesi olmadığını söylüyor. Bazen, sabah namazını kılmak için odama geçerken, ne kadar teknolojik cihazım olursa olsun, o yönü hissetmek istiyorum. Kıble, aslında bir yönün ötesinde, bir yönelme, bir ruh hali, bir kalp meselesidir.
Konya’da büyürken, evde kıbleyi bulmak için daha çok içsel bir yönelim kullanırdım. Annem her sabah uyandırır ve bana “Kıbleyi hisset” derdi. O an kıble yönü, çok fazla hesaplama ya da teknik bir konu olmaktan çıkıp, bir anlam kazanmaya başlar. Gözlerimi kapatıp, kalbimi Kâbe’ye doğru yöneltmek, bence bu eylemin asıl özüydü. İçimdeki insan, kıbleyi sadece pusula yönüyle değil, ruhsal bir doğrulukla bulmayı savunuyor.
Bir gün, iş yerinde bir arkadaşım bana “Evde kıbleyi nasıl buluyorsun?” diye sormuştu. Ona, “Bazen tam anlamıyla bilmiyorum ama bir şekilde doğru tarafa yöneliyorum,” demiştim. Yani, yön bulma işi bazen teknik değil, içsel bir yönelme gerektiriyor. O an, kıbleyi sadece coğrafi olarak değil, insanın ruhsal dünyasında bulmanın da önemli olduğunu fark ettim.
Modern Teknoloji ve Kıble Bulma
Günümüzde, evde kıbleyi bulmak eskisi kadar zor değil. Mobil uygulamalar, kıbleyi bulmamızı çok kolaylaştırıyor. Telefonumda birkaç farklı kıble bulucu uygulama var, hiç pusula ya da harita kullanmadan, sadece akıllı telefonumla kıbleyi belirleyebiliyorum. Bu, içimdeki mühendis tarafından takdirle karşılanıyor. Teknoloji gerçekten hayatı kolaylaştırıyor.
Ancak, teknolojinin bu kadar erişilebilir olması, bazen bana şunu düşündürüyor: Gerçekten her şeyin bu kadar kolay hale gelmesi, kıbleyi bulma eyleminin anlamını azaltmıyor mu? İçimdeki insan tarafı bir adım geri atarak, derin bir düşünceye dalıyor: “Acaba kıbleyi bulmak sadece telefonla yön tayin etmekten ibaret mi? Yoksa bu eylemdeki ruhani derinliği bir şekilde kaybediyor muyuz?”
Kıbleyi Bulmanın Toplumsal ve Kültürel Boyutları
Evde kıbleyi bulma meselesi, sadece bir dini sorudan ibaret değildir. Toplumsal ve kültürel olarak da önemli bir yer tutar. Konya gibi bir şehirde, insanlar evlerinde kıbleyi bulurken, kültürel olarak daha eski yöntemlere başvururlar. Yani, kıbleyi bulma süreci bir gelenek, bir kültür meselesidir. Eski nesiller, kıbleyi hissetme konusunda daha fazla zaman harcamışken, teknoloji bu süreci hızlandırmış olabilir.
Bir gün, mahallemizdeki bir yaşlı komşum, “Ben evde kıbleyi hesaplarım ama daha çok kalbimle bulurum,” demişti. Bunu duymak, bana çok anlamlı gelmişti. Gerçekten de, bazı şeyler ne kadar hesaplanırsa, insanın ruhsal yönüyle uyum sağlamakta zorlanabiliyor. Bir noktada, kıbleyi kalp ile bulmanın da bir anlamı var. Ve belki de bu, evde kıbleyi bulmanın en doğru yolu.
Sonuç
Evde kıble ne tarafta sorusu, aslında sadece bir yön meselesi değildir. Bir mühendis olarak, fiziksel açıdan bakıldığında kıbleyi hesaplamak basit olsa da, duygusal olarak, bu yönelimin içsel bir anlam taşıdığını hissediyorum. Teknolojinin yardımıyla doğru yönü bulmak kolaylaşmış olabilir, ancak kıblenin kalpteki yeri hala çok önemli. Bu soruya verilen yanıt, sadece bir pusula ile değil, insanın ruhsal dünyasıyla da şekillenir.